Oğlunun adını Zeki koyan baba ve annelerin önemli bölümünün akıllarında, çocuklarının ‘zeki, çalışkan ve başarılı’ olması yatar. Ama her Zeki, gerçekten ebeveynlerini haklı çıkaracak performans göstermeyebilir. ‘finans merkezi olacak’ denilen İstanbul için de bu benzetme geçerli olabilir mi acaba? Adını ‘finans merkezi’ diye koyup, kamu bankalarını ve Merkez Bankası’nı İstanbul’a taşımak, bu önemli hedef için yeteli midir?
Başbakan Yardımcısı ve Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan, uzun süredir geride kalan ‘finans merkezi’ hedefini yeniden gündeme getirdi. İşin aslına bakarsanız, şirket ya da kamu kesimini yönetenlerin, ‘hedef’ koyup, ona doğru yol alma ve strateji geliştirmeleri çok isabetlidir. Ama İstanbul’un hedefine ulaşması için gereklilikleri yerine getirmek, aranan koşulları oluşturmak da gerekiyor.
75 merkezin analizi
Londra Belediyesi için Z/Y Group tarafından gerçekleştirilen Global Financial Centers adlı rapor, hem bu gereklilikleri ortaya koyuyor hem de İstanbul’un bu hedefte nerede olduğu hakkında önemli mesajlar içeriyor.
Londra’nın ‘finansal merkez’ konumunu güçlendirmek için hazırlanan bu rapor, 2007 yılından bu yana düzenli olarak gerçekleştiriliyor ve 75 şehri analiz ediyor.
Rapor, tam 3 bin katılımcının, 51 bin değişik değerlendirmesiyle ortaya çıkmış. ‘Finans merkezi İstanbul’ konusuyla ilgilenenler mutlaka bu raporu görmüştür, görmediyse de bakmalarında yarar var. Kapsamlı olduğu için ben birkaç noktanın altını çizmekle yetineceğim:
1. Değerlendirmeler ‘iş iklimi’, ‘insan’, ‘altyapı’, ‘rekabetçilik’ ve ‘pazara giriş’ gibi 5 kategoride yapılıyor.
2. Katılımcıların en önem verdiği kategoriyi ise ‘vergi, regülasyon ve iş yapma kolaylığı’ oluşturuyor.
3. İkinci sırada ‘insan kalitesi’ ve ‘işçi pazarının esnekliği’ yer alıyor.
4. Makro ekonomi ve rekabetçilik gibi kategorilere, daha az önem arz edildiği gözleniyor.
Türkiye ‘evrimleşiyor’
5. Değerlendirmedeki 75 şehir, Global, Bölgesel ve Yerel olarak üç segmente ayrılıp, onlar da ‘derinlik, genişlik ve gelişmekte’ gibi alt segmentlere bölünüyor.
6. Bu değerlendirmede Türkiye, ‘Yerel’ kategoride ve ‘Evrimleşen merkezler’ bölümünde değerlendiriliyor. Aynı bölümde Budapeşte, Glasgow, Prag ve Riyad da bulunuyor.
7. Türkiye, 75 ülke arasında 74’üncü sırada. Üstünde ‘finansal merkez’ olarak 74 rakip yer alıyor.
Ancak bu, Türkiye’nin, İstanbul’u ‘merkez’ yapma vizyonunu engellememeli... Bu hedefi koyanların, hedefe giderken yol üstündeki engelleri aşmak için daha fazla çaba göstermeleri gerekiyor. Örneğin, bütün yabancıların altını çizdikleri ‘vergi’ ve ‘sık değişen düzenleme’ konularında iyileştirmeyle yola çıkılabilir. Finansal alanlarda bazı yenilikler ve düzenlemeler bekleniyor, onlar konusunda hızlı aksiyon alınabilir. Sadece ‘merkez’ adını vermekle olmuyor...
Herkesin gündemi girişimcilik olmalı
Başbakan Tayyip Erdoğan, TOBB’un (Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği) genel kurulunda konuştu... CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu ise kurultayda önemli mesajlar verdi. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de TOBB’un kongresine katıldı ve ilk defa konuşma yapıp, herkesi şaşırttı. Her liderin mesajı ve tonu farklıydı. İşsizlikten, yoksulluktan, yolsuzluktan söz ettiler...
Ancak, ben, Türkiye’nin ‘çağ atlaması’ için, bu söylemlerin içine ‘girişimciliğin’ daha fazla katılması gerektiğini düşünüyorum. Türkiye, yılda 50 bin şirket, 40-50 bin adet de küçük işletme kuruluşuyla yoluna devam ediyor. Çok yeni bir araştırma elime geçti. 2009 yılında ABD’de kaç girişim hayata geçmiş dersiniz? Tam 558 bin adet... Her 100 bin yetişkinden 340 bini iş kurmuş... Çok önemli bir rakam... Türkiye’nin, kamu ya da mevcut şirketlerle işsizlere çözüm bulması zor... Yeni iş ve şirketler kurmak için, ‘yeni bir yaklaşıma’ ihtiyacı var.
Seth Godin ve Kılıçdaroğlu
Ünlü pazarlama gurusu Seth Godin’in bir tezi var: İçinde bulunduğumuz dünya ‘en iyileri’ ya da ‘bir numaraları’ takdir eder. Ürün, insan ya da hizmet... Bir numaraysa, mutlaka ödüllendirilirsiniz...
En iyi seçeneği arayan sadece siz değilsiniz... Herkes en iyinin, kazanan olanın peşindedir. O nedenle ‘en iyi’ ya da ‘bir numara’ olabilecek birileri ortaya çıktığında, ona ilgi hızla artar. ‘Kazanacağı düşünülenler’, tahmin edilenden daha fazla kazanır. Müşteri hep en çok satanı talep eder. Kazanan, daha fazla kazanmaya devam eder. Klasik dondurma hikayesi buna iyi örnektir... Önümüzde en az 20 adet dondurma seçeneği vardır: Vanilyalı, kakaolu, çilekli, fıstıklı, muzlu...
Ama vanilyanın payının yüzde 29 ve ona en yakın olanının payının da yüzde 8 olduğunu hiç düşündünüz mü? Seth Godin’e göre, 1 numara olması, daha fazla talep görmesini sağlıyor.
Bunları niye yazdım? Hafta sonu CHP kongresini izlerken ve sonrasında Hürriyet’in ‘Büyük Birleşme’ başlığını okurken, Seth Godin aklıma geldi. CHP’nin solda büyük bir ‘seçenek’ olacağı ihtimali, çok sayıda insanı kongreye çekti, bazılarını desteklerini açıklamaya itti. Rahşan Ecevit gibi sürpriz konuklar geldi, DİSK Başkanı’ndan destek açıklamaları duyuldu. Sanki Seth Godin’in yaklaşımını doğrular bir tablo dikkatimi çekti. Bakalım, devamı gelecek mi?
Makaleler
BASINDAN: İstanbul'un 74 rakibi daha var!/ Rauf ATEŞ
BASINDAN: Neden bazı şirketler halka arz edilmeyi tercih etmez?/ Ahmet ARSLAN
Ahmet ARSLAN Dünya gazetesinde yayımlanan makalesinde, konuyla ilgili teorik açıklamalara yer veriyor.
Türk sermaye piyasasında halka arz seferberliğinin tartışıldığı şu günlerde bazı şirketlerin halka arz edilmeyi tercih etmemelerinin teorik sebeplerini ele almak istedik. Her ne kadar halka açıklık düşük maliyetli finansman kaynağı, kurumsallaşma, yurtiçi ve yurtdışında tanınma, ortaklara likidite sağlama ve kredibilite gibi bir takım avantajlar sağlasa da halka açık olmamanın (veya aile şirketi olarak kalmanın) da en azından teorik açıdan birtakım avantajları vardır. Bu avantajların bir kısmı yatırımcıları halka arz süreci ve sonrasında olası suiistimallerden korumak için getirilen sıkı mevzuat düzenlemelerinden sonucu olarak ortaya çıkabilmektedir
"Bu tür şirketlerin yöneticileri kendi paraları yerine başkalarının paralarının yöneticileridir, bu yüzden onlardan bu paraların idaresinde bizzat şirket ortaklarının gösterecekleri basiret ve endişeyi göstermeleri gerektiği beklenemez. Onlar zengin bir adamın hizmetkârları gibi efendilerinin yararına olmayan küçük hususlara önem vermeye meyillidir ve efendilerinin onuru için kendilerine harcama yaparlar. Bu yüzden ihmalkârlık ve savurganlık az veya çok böyle bir şirketin işlerinin idaresinde yaygındır."
(Adam Smith (1776)
Şirketlerce halkı arzın tercih edilmeme sebeplerini aşağıdaki başlıklar halinde kısaca açıklayabiliriz:
Kar bölüşümü
Eğer bir şirket çok başarılı bir girişimin içindeyse, halka açılma durumunda, ilerideki başarısı (ve karı) yeni hissedarlarla (outsiders) paylaşılmak zorundadır. Tipik bir halka arzda şirketin %40'ı eski hissedarlarda (insiders) kalmaktadır fakat bu oran %1'den %88'e kadar değişebilmektedir.
Mahremiyet (gizliliğin) kaybı
Yazının tamamı: http://www.dunyagazetesi.com.tr/neden-bazi-sirketler-halka-arz-edilmeyi-tercih-etmez-_87468_haber.html
Halka Arzlar ve Hukuk Raporları/ Yalçın Özge OKAT
Yalçın Özge OKAT / SPK Başuzmanı
Facebook'ta İngilizce dışında en çok kullanılan dilin Türkçe olduğunu biliyor muydunuz? Yeni tanıştığımız ama hemen arkadaş olduğumuz internet sitesi Facebook, küresel ölçekte 2010 yılında gerçekleşmesi muhtemel halka arzlar arasında sıklıkla anılıyor. Evet, uzunca bir ölü dönemden sonra, halka arzlar nihayet konuşulmaya başlandı. 2010 yılında, bilişim sektöründen büyük çapta halka arzların Dünya piyasalarının gündemine geleceği tahminleri yapılıyor. 2009'da 500 milyon $ gelir elde eden Facebook bir yana, Facebook üzerinden Farmville ve diğer bazı oyunları oynatan Zynga dahi 250 milyon dolar ciroya ulaşmış durumda. Ofis çalışanlarının gözdesi Farmville'de hasadı asıl kaldıran anlaşılan Zynga olmuş.
Ülkemize gelirsek, geçtiğimiz yıl Ekim ayında lojistik sektöründen bir firmanın 10 milyon TL tutarlı satışı dışında pek bir hareketle karşılaşmadık; ancak bu sene, yine küresel eğilime paralel olarak, bir kıpırdanma gözüküyor gibi.
Yazının devamı:
http://www.dunyagazetesi.com.tr/halka-arzlar-ve-hukuk-raporlari_81470_haber.html
Birleşme ve Devralma İncelemesinde Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar/ Yalçın Özge OKAT
Baktım ki ÖTV indirimi de gönlümdeki kocaman arabayı almaya yetmedi, yanıma bu işlerden anlayan bir abiyi alarak araba pazarının yolunu tuttum. İkinci el araba işlerine girenler bilir, işi bilen abi olmadan buralara gidilmez, araba filan alınmaz. Sen beğendiğin arabanın yanına gidersin, fiyatını sorarsın, mesela 30 milyar fiyat mı aldın, sonra hemen “abi” devreye girer. Tamponda, çamurlukta, artık neresi olursa bir yerlerde boyalar, çizikler değişen parçalar tespit eder. Bazı durumlarda “Bu araba alınmaz gidelim” der. Bu durumda araba pazarındaki yolculuğunuza devam edersiniz. Bazı durumlarda ile “en fazla 25 milyar eder” deyip çıkar. Satıcıya manalı manalı bakarsınız, göz temasıyla birlikte artık pazarlık süreci başlamıştır.
Satıcı, boyaların çizikten olduğunu iddia edecek, siz parça değişimine vurgu yapacak, sonunda hayırlısıyla araba alışverişiniz gerçekleşecektir. İşi bilen abinin faydası büyük olmuştur. Arabanız ne kadar klas da olsa, biliyoruz ki gaza basarken aklınızda yine tek konu olacak: “Ben nasıl olup da bu ekonomik durgunluktan çıkarım, nasıl kendimi kurtarırım, hatta nasıl bir avantaj yakalarım?” diye düşünüyor olacaksınız.
Hatta belki birleşme ve devralma konuları üzerinde düşüneceksiniz. Zira biliyorsunuz ki kriz ortamı ekonominin her alanında piyasa oyuncularını edilgenleştirirken, birleşme ve devralma operasyonları belirli bir hacmi korumayı sürdürüyor.
Yazının devamı için tıklayınız.
2009 ve 2010: Birleşen Kazanır/Yalçın Özge OKAT
Yalçın Özge OKAT / SPK Başuzmanı
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
5 Mart 2009
2009 yılının kaybedildiğinden bahsediliyor. 2010 yılı içinse rivayetler muhtelif. Biz gelecek “bilimini” uzmanlarına bırakıp durgunluk dönemini az hasarla atlatma yolları üzerinde biraz durmak istiyoruz. Bize göre birleşme ve devralmalar, bu dönemde bir çok şirkete yeni kapılar açabilir. Nitekim 2008 yılında birleşmelerin toplam tutarı 2,89 trilyon dolara ulaşmış durumda.
Yükselen maliyetler, düşen fiyatlar, yapılamayan tahsilatlarla piyasa zor günler geçirirken bütün hesaplar bankalardan kredi almak ve devletin sağlayacağı can suyu kredisi vb. bir olanak olursa ondan yararlanmak üzerine kurulmuş görünüyor. Hesaba göre kredileri alacağız, bir süre sonra kriz bitecek ve kaldığımız yerden devam edeceğiz. İyimserliği elden bırakmayalım, elbette kriz sonsuz değildir ancak benim, kriz sonrası her şeyin eski haline döneceği konusunda şüphelerim yok değil. Belki de eski yolların ve yöntemlerin bazıları bu krizle tarih oldu ve bizi yeni ve değişik bir dönem bekliyor. Bu yeni dönemde artık herkesin çok daha etkin çalışması ve olanaklarından maksimum yararlanması zorunlu görünüyor. Bu koşullarda şirketler önce...
Yazının devamı için tıklayınız.
Makaleler


