Sunday, May 20th

Son güncelleme12:29:46 PM GMT

You are here: Tahvil Makaleler

Makaleler

Özel Sektör Tahvili Yatırımcıları Hangi Haklara Sahip?/Yalçın Özge OKAT

e-Posta Yazdır PDF

 

 

Giriş

Ülkemizde giderek yaygınlaşan ve en önemli alıcıları arasında kurumsal yatırımcıların bulunduğu özel sektör tahvilleri acaba yatırımcılarına ne gibi haklar sağlıyor? Bu yazımızda tahvil sahiplerinin soruları üzerinden konuyu değerlendirmeye çalışacağız.

Tahvil sahibi olarak haklarımı gösteren belge hangisidir?

Tahvil izahnamesinde ihraçcı ve ihraç hakkında bilgi verilir, bu arada tahvil sahibinin hakları da belirtilir. İzahname, ticaret siciline tescil edildiği gibi, ihraçcının internet sitesinde ve www.kap.gov.tr adresinde ilan edilir (Seri:II, No:22 sayılı SPK Tebliği, “Tebliğ”, m.15). Değişken faizli tahvillerde uygulamaya esas alınacak faiz oranına izahnamede yer verilmesi zorunludur (Tebliğ, m.33, f.2).

Tahvil bana nasıl bir talep hakkı verir?

Tahvil sahibinin en temel hakkı, ortaklığa ödünç olarak verdiği anaparayı ve faizini vadesinde geri almaktır. Faiz dışında ihraç veya itfa primleri de söz konusu olmaktadır. Nominal değerinden daha düşük bir bedelle satılan tahvilin satış bedeliyle nominal değeri arasındaki fark “ihraç primi”, nominal bedelinden satıldığı halde itfa sırasında daha yüksek bir bedelle geri alınan tahvilin ise satış bedeli ile nominal değeri arasındaki fark “itfa primi” olarak adlandırılmaktadır. Tahvilin ikinci elde alım satımından ortaya çıkan alım satım karları ise, hukuki anlamda faiz veya prim sayılmamakta ve tahvil sahibinin haklarına ilişkin hesaplamalara dahil edilmemektedir.

İhraçcı ödeme yapmazsa ne yapabilirim?

Anapara veya faiz vadesinde ödenmezse tahvil sahibi gecikme faizi talep edecektir. Borçlar Kanunu (BK), alacaklının zararının gecikme faizini tutarını da aşması halinde borçlunun bu ek zararı da karşılaması gerektiğini belirtmektedir (m.105: “Munzam Zarar”). Bu durumda, tahvil sahibi bu ek zararını da ihraçcıdan talep edebilecektir. Bu durumda ihraçcı, ancak gecikmeden dolayı kendisine hiçbir kusur isnat edilemeyeceğini kanıtlayarak bu zararı tazminden kurtulabilecektir. Yani ispat yükü ihraçcıdadır.

Diğer taraftan, eğer tahvil karşılığı için rehin verilmiş ise, tahvil sahibi önce rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip yapmak zorundadır. Bu takibi yapmadan ihraçcıya başvuramaz (İcra ve İflas Kanunu, “İİK”, m.45, f.1). Bunun tek istisnası, konut finansmanından kaynaklanan ve rehinle temin edilmiş alacaklar için getirilmiştir. Bu alacakların takibinde, rehnin paraya çevrilmesi, haciz veya iflas yollarının tamamına alternatifli olarak başvurulabilir (İİK, m.45, f.2).

Tahvil garantöründen hangi koşullarda talepte bulunabilirim?

Eğer tahvil bir kişi veya kuruluş tarafından garanti edilmişse, gecikme durumunda ihraçcı ve garantöre ayrı ayrı veya birlikte başvurulması konusundaki kararı tahvil sahibi verecektir. İhraçcı ve garantör, “müştereken ve müteselsilen sorumlu” sayılacaklardır (Türk Ticaret Kanunu, “TTK”, m.7).

Şirket yönetimine ilişkin haklarım söz konusu olabilir mi?

 Tahvil sahibi ile ihraççı arasındaki ilişki, temelde basit alacaklı-borçlu ilişkisi gibidir. Bu nedenle tahvil sahibinin yönetime ilişkin hakları bulunmaz. Tekil sözleşmelerle yapılandırılan karmaşık borç ilişkilerinde bu tür haklar söz konusu olabilmektedir.

Diğer yandan tahvil sahipleri, diğer şirket alacaklıları gibi, yönetim kurulu üyelerinin görevlerini kasten veya ihmal sonucu olarak yerine getirmemesi halinde ve kanunda sayılan diğer bazı hallerde, yönetim kurulu üyelerine karşı dava açabileceklerdir (TTK, m.336).

Şirketin kar veya zararı beni ilgilendirir mi?

İhraçcılar esas sözleşmelerinde veya varsa özel mevzuatlarında hüküm bulunmak şartıyla tahvillere kardan pay verebilirler (Tebliğ, m.34, f.1). Bu konudaki esaslar izahnamede yer alır ve her bir tahvil ihracı için farklı olabilir. Bu konuda üç esastan biri ihraçcı tarafından seçilecektir: (a) faize ek olarak kar payı verilmesi, (b) faiz söz konusu olmaksızın tahvile kardan pay verilmesi ve (c) kar payı ve faizden hangisi yüksekse onun ödenmesi (Tebliğ, m.34, f.3).

Kar payı dışında tahvilin anaparası ve varsa faizi, şirketin kar ve zarar durumu ne olursa olsun tahvil sahibine ödenmek durumundadır.

Tahvilimi hisse senediyle değiştirebilir miyim?

Ancak “Hisse Senedine Dönüştürülebilir Tahvil” (HDT) veya “Değiştirilebilir Tahvil” (DET) sahipleri bunu yapabilir. HDT’ler ortaklıklar tarafından çıkarılan ve yatırımcılara tahvillerini ortaklığın payları ile değiştirebilme olanağı veren araçlar iken DET’ler yatırımcılara tahvillerini ihraçcı dışındaki diğer ortaklıkların hisse senetleri ile değiştirebilme olanağını vermektedir.

Dönüştürme esasları her HDT veya DET’in kendi izahnamesinde belirlenecektir. Ancak SPK Tebliği gereği, dönüştürme işlemi, en erken vade başlangıç tarihinden itibaren bir yıl sonra yapılabilecektir (Tebliğ, m.35, m.46).

Tahvili devretmemle ilgili bir usul söz konusu olabilir mi?

TTK’ya göre tahviller, nama veya hamiline çıkarılabilecektir (m.425, f.1, b.5) Tebliğ, tahvillerin emre yazılı olarak da çıkarılabileceğini ifade etmekle birlikte (m.7, f.2), bu konu tartışmalıdır. Devir usulüne izahnamede yer verilecektir. Eğer tahvil nama yazılı ise, devir “alacağın temliki beyanı” ve “teslim” ile olacaktır. Eğer hamiline yazılı ise, devir için “teslim” yeterlidir. Tahvillerin daha çok hamiline yazılı olması beklenmelidir.

Şirket başka bir şirketle birleşirse benim tahvillerden kaynaklanan haklarım ne olur?

İhraçcının birleşme yoluyla tasfiyesiz infisahında tahvil sahibi ortaklıktan ödeme veya teminat isteyebilmektedir (TTK, m.451).

“Tahvil Sahipleri Genel Kurulu” nedir? Bana ne sağlar?

İhraçcının kendi isteği veya aynı seriden tahvil sahiplerinin beşte birinin imzasıyla tahvil sahipleri genel kurulu toplanabilir. Bu kurulun, faiz, vade ve itfa şartlarının tahvil sahiplerinin aleyhine olarak değiştirilmesi ve tahvil karşılığı hisse senedi alınmasının kabul edilmesine ilişkin yetkileri vardır.

Şirketin iflası halinde tahvil sahibi olduğum için bir öncelik hakkım var mı?

Böyle bir öncelik hakkı bulunmuyor. Hukukumuza göre iflas durumunda, işçiler, nafaka alacaklıları gibi birçok imtiyazlı alacaklı grubu öncelik hakkına sahip olmaktadır. Tahvil sahipleri bunların arasında bulunmamakta, diğer imtiyazsız alacaklılarla aynı şartlara tabi olmaktadır.

Yalçın Özge OKAT/ Sermaye Piyasası Kurulu- Başuzman

 Kaynak: Kurumsal Yatırımcılar Dergisi, Ekim-Aralık 2010, sayı:11, s.37-38.

 

Son Güncelleme: Salı, 09 Kasım 2010 15:07

BASINDAN: Türk Usulü İslami Finansman/ Umurcan GAGO

e-Posta Yazdır PDF

 

Bir misafirinizi yemeğe çıkartacaksanız ve hele de misafiriniz yabancıysa size tavsiyem garsonun "Abicim siz hiç karışmayın ben şöyle ortaya yavaş yavaş bir şeyler getireceğim" diye direttiği, "Yok biz seçseydik" diye beyhude yere karşı çıktığınızda ise açıkça size bozulduğu- sözde geleneksel Türk sofra kültürünü yansıtan - mekânlardan kesinlikle uzak durmanız. Eğer hasbelkader böyle bir yanlışın içine düştüyseniz, biliniz ki sizi bekleyen karnınızı zaten büyük ölçüde doyuracak bir kaç kap başlangıç, ekmek ya da lavaş, kırk beş dakika sonra gelecek olan ara sıcaklar, bunun da üzerinden bir o kadar zaman geçip iştahınız tamamen kapandığında önünüze sürülecek ana yemek olacaktır. Bu durumda eğer "Aman ziyan olmasın, nihayet madem geldi, şunun da bir tadına bakalım" deseniz oburluk, yok eğer bırakıp yemezseniz hovardalık etmiş olacaksınız. Dolayısıyla her halükarda olan size olacaktır. Çünkü ne zaman, ne miktarda ve hangi yiyeceklerin önünüze konulacağını bilemediğiniz bu gibi mekânlarda, kararında yiyebilmek ve tüm yemeklerden zevk alabilmek özel ve pek nadir görülen bir yetenek işidir. Hele bir de böyle bir yere yabancı bir misafirinizi götürdüyseniz, bir yandan memleket yemeklerini layıkıyla tanıtamamış olmanın verdiği suçluluk duygusu içinizi kemirecek, bir yandan da dünyanın parasını döküp abur cuburla midenizi şişirmiş olduğunuz için pişmanlık duyacaksınız. Zaten çok büyük ihtimalle böyle bir mekânda, çorba içmek isterseniz yanında kaşığın, çay isterseniz şekerin, rakı isterseniz suyun getirilmesini de özellikle ve defaatle tembih etmeniz gerekecektir. Bu nedenle benden size tavsiye, ne olduğunu öngöremediğiniz yemeklerin, önünüze tamamen müessesenin keyfine göre bir zamanlama ile geldiği, çorbanın kaşıksız bir masaya bırakıldığı bu mekânlardan sakınmanızdır.

Aslına bakarsanız -garsonun ortaya keyfine göre ve yavaş yavaş bir şeyler getirmesi ve yahut çorbayı kaşıksız sunma- alışkanlığımız sadece sofra kültürümüzde değil hukuk kültürümüzde de kendini gösteriyor. Pek çok konuda önce düzenleyici otoriterden biri önünüze bir şeyler sürüyor, siz bundan faydalanabilmek için diğer otoritelerin de bir şeyler yapmasını bekledikçe iştahınız kapanıyor. Bu otoritelerin bir gün bir düzenleme yapmadan önce aralarında anlaşıp koordine hareket etmelerini beklemenin ise beyhude ve safiyane bir ümit olacağını tecrübe ile anlıyorsunuz. En son İslami finansman araçlarından biri olan sukuk ta da (şeriata uygun tahvil) aynı sorunu yaşadık. SPK'nın konuya ilişkin uzun süredir beklenen tebliği 1 Nisan 2010 tarihinde Resmi Gazete'de yayınlandı. Bu tebliğ ile Türkiye'de sukuk ihracı, en azından, sermaye piyasası mevzuatı açısından mümkün hale geldi. Bu olumlu gelişme likidite zengini Arap ülkelerinden Türkiye'ye önemli miktarda sermaye yatırımı yapılacağı ümidiyle, kısa sürede, yerli ve yabancı finansal kurumlarca ilgililere duyuruldu. Evet, böylece SPK başlangıçları yatırımcıların önüne sunmuş ve yahut çorbayı masaya koymuştu. Ne var ki kısa bir süre sonra ilgili taraflar sukuk açısından konvansiyonel ve alternatif finansal araçlara kıyasla önemli vergisel dezavantajların bulunduğunu anladılar. Teminatlı krediyle karşılaştırıldığında ortaya çıkan çifte harç, BSMV ve yahut KDV, damga vergisi gibi dolaylı vergiler sukuk ihracını aşırı maliyetli hale getiriyordu. Hele ki kirala ve geri kiralama yöntemi değil de sat ve kirala yöntemi benimseniyorsa maliyetler iyice artıyordu. Mali otorite konuya ilişkin bir düzenlemeyi - hiç değilse düzenleme taslağını - henüz yapmamış, yani bir sonraki yemeği bir türlü yatırımcılara sunmamış ve yahut çorbayı içmek için kaşığı masaya getirmemişti. Üstelik masaya ne zaman ne getireceği de belirsizdi.

Bu konuda yatırımcıların iştahı tam olarak kapanmadan ve böylece SPK'nın uzun emeklerle ve özenle hazırladığı tebliğin Türk yatırım ortamına ilişkin yarattığı olumlu etki tamamen unutulmadan mali otoritenin elini çabuk tutması temennimizdir. Uluslararası finans merkezi olmak iddiasındaki bir ülkeden de beklenen zaten çok daha proaktif bir yaklaşımdır. Hele ki küresel kriz sonrası kaynak bulmakta büyük sıkıntı ile karşılaşan birçok ülkede İslami fon kaynaklarının cezbedilmesi için harıl harıl önlemler alınırken, Türkiye'nin geride kalması, zengin Arap yatırımlarını cezbetme yarışındaki treni kaçırmamız anlamına gelebilecekken. Oysa son yıllarda ABD'den Avrupa ve hatta Asya Pasifik ülkelerine kadar birçok ülkede, İslami finansman araçları ile ekonomik olarak aynı veya benzer sonucu yaratan konvansiyonel finansal araçlar arasında vergi nötralitesini sağlayacak, yani İslami finansmanın adaletsiz bir şekilde dezavantajlı veya engelleyici bir vergileme rejimine maruz kalmamasına uğraşılıyor. Bunun için öncelikle mevcut vergi mevzuatı karşısında İslami finansman ürünlerinin vergisel durumlarını tespit etmek üzere çalışma grupları oluşturulmuş. Bu gruplar kanun değişikliğine gerek kalmaksızın sadece yorum yoluyla ve "özün önceliği" ilkesini uygulayarak 'adaletli ve ekonomik gerçekliğe uygun' bir vergileme rejiminin sağlanması imkânlarını belirlemeye ve kanun değişikliğinin kaçınılmaz olduğu durumları ayıklayarak bunun için öneriler geliştirmeye çalışmış. Bu konuda gelişmenin kaydedildiği hemen hemen tüm ülkelerde benimsenmiş ortak politika İslami finansman için özel teşviklerin veya istisnaların getirilmemesi, bunun yerine ekonomik olarak aynı veya benzer sonucu yaratan konvansiyonel finansal araçlar ile vergisel eşitliği sağlamak olmuş. Sonuçta İngiltere, Malezya ve İrlanda gibi bazı ülkeler özel yasalar çıkartmışlar. Fransa ve Lüksemburg gibi ülkelerde ise mali idare sirküler ve tebliğler ile soruna çözüm getirmiş. Tek cümle ile örneklemek gerekirse özü itibariyle tüm bu ülkelerde yapılan şey murabaha işlemlerinin banka kredisi, sukukun ise herhangi bir özel sektör tahvili gibi vergilenmesi. Tren kaçmadan ve potansiyel yatırımcıların özellikle SPK'nın yeni sukuk tebliği atağı ile Türkiye'ye ilişkin olarak iyice artan iştahları kapanmadan, Türk mali idaresinin bu konuya el atması gerekir. Yoksa sofraya çoktan oturmuş olan misafir bir kaç parça abur cuburla karnını doyurduktan sonra hayal kırıklığı ile sofradan kalkabilir.

23 Haziran 2010

http://www.dunyagazetesi.com.tr/umurcan-gago_104_0_yazar.html

BASINDAN: Bankalara bono izni neden yok?/ Ali AĞAOĞLU

e-Posta Yazdır PDF

SPK Başkanı Vedat Akgiray’ın sermaye piyasası araçlarının çeşitlendirilmesi, yeni ihraç prosedürlerinin kolaylaştırılması hem de maliyetlerinin düşürülmesi konusunda ciddi çabaları var.

Bu çerçevede borçlanma araçları ile ilgili olarak önce 21 Ocak 2009 ardından da 25 Kasım 2009 tarihlerinde yeni düzenlemeler yapıldı. Kasım ayında yapılan düzenlemede banka bonosunun, “Kalkınma ve Yatırım Bankaları’nın borçlu sıfatıyla düzenleyip, iskonto esasına göre ihraç ettikleri menkul kıymet” olarak yapılan tanımı “Bankaların borçlu sıfatıyla...” şeklinde değiştirilerek bankaların 1 yıldan daha kısa vadeli bono ihraç etmelerinin yolu açıldı. Tanım itibarıyla banka bonoları 15 günden 1 yıla kadar değişik vadelerde ve iskontolu olarak ihraç edilebiliyor.

Tebliğdeki bu değişiklik sonrası bir banka, 1 milyar TL’lik banka bonusu ihracı için SPK ve BDDK’ya ön izin için başvurdu. İki bankanın yönetimleri de genel kurul ve yönetim kurullarından banka bonosu ihracı için yetki aldılar. İki aylık inceleme sürecinden sonra önceki gün BDDK, bu bankanın başvurusunu reddetti. Herhangi bir sebep belirtilmeden gelen bu ret cevabı banka bonolarının “bir süreliğine” buz dolabına kaldırılması anlamına gelecek!

Yazının devamını okumak için tıklayınız.

Son Güncelleme: Perşembe, 25 Mart 2010 10:19

BASINDAN: Özlenen Tahvil İhraçları Başlıyor mu?/ İbrahim HASELÇİN

e-Posta Yazdır PDF

Akfen Holding, 100 milyon TL’lık tahvil ihracıyla büyük bir işi başarmış oluyor. İş Yatırım aracılığıyla halka arz edilen tahviller 2 yıl vadeli ve 6 ayda bir faiz ödemeli. Faiz oranı da sabit değil. Faiz ödeme zamanında, gösterge devlet tahvilinin son 5 günlük ortalama faizine % 3 civarında ekleme yapılarak, ödenecek faiz belirlenecek. Böylece yatırımcılar faizlerin değişmesi nedeniyle bir zarara maruz kalmayacaklar. Akfen gibi bir kuruluşun batması gibi bir ihtimal olmadığına göre, bu tahvillerin kamu borçlanma senetlerinden pek bir farkı yok. Ayrıca, bu tahvillerin Borsada işlem görmesi de bekleniyor. Eğer Borsada bir pazar oluşur ve tahviller işlem görmeye başlarsa, ki bu konuda bir piyasa yapıcısı gibi İş Yatırım’a büyük iş düşüyor, bundan sonraki özel sektör tahvil ihraçlarının da önü açılacak. Bu vesileyle Akfen Holding ve İş Yatırım’ı kutlamak gerekir.

 

Afken Holding’in tahvilleri için geçtiğimiz hafta talep toplandı. Halka arz tutarının üzerinde ve ağırlıklı olarak kurumsal yatırımcılardan talep gelmesi oldukça sevindirici. Bu başarının altında, gerek şirketin gerek İş Yatırımın yatırımcılara birebir gidip ikna etmeleri yatıyor. Bu politikanın diğer kurumlara ve kamuya örnek olması gerekir. Başarılı pazarlama yanında, SPK’nın özel sektör tahvillerinin repoda kullanılmasına onay veren kararının da etkisi büyük. Devlet kağıtları repoda kullanılırken, özel sektör borçlanma senetlerinin kullanılmaması ve hatta bankalar için kredi sayılması ciddi bir eşitsizlikti. Bu nedenle, SPK’ya da hakkını vermek lazım.

Yazının devamı için: http://www.haberturk.com/HTYazi.aspx?ID=8726

Son Güncelleme: Çarşamba, 10 Mart 2010 10:10